TELEFON NUMARASI DEĞİŞENLER LÜTFEN HABER VERSİNLER
HABERLER
TARiH
KÖYLE İLGİLİ
YEMEKLER
SÖZLÜK
EVLENENLER
HACCA GİDENLER
ÖLENLER
MÜBADELE EVLİYA ÇELEBİ AYETLERDE MUHACIR MUHACIR KİMDİR İLK GÖÇ EDENLER

KARAMANLILAR DÖNEMİ (1250-1487)

Karamanoğlu bayrağı

Sekizgen yıldız Süleyman
Peygamberin mührüdür

TARİH BÖLÜMÜ KARAMANOĞULLARI, OSMANLI DÖNEMİ VE CUMHURİYET DÖNEMİ OLARAK SIRALANMIŞTIR


Karamanoğulları (Tarih Sırasına Göre)

1. Nûre Sûfî Bey (başkenti: Ereğli) (1250?-1256?)
2. Kerîmeddin Karaman Bey (Başkenti: Ermenek) (1256?-1261)
3. Şemseddin I. Mehmed Bey (1261-1283)
4. Güneri Bey (1283-19.IV.1300)
5. Bedreddin (Mecdeddin) Mahmud Bey (19.IV. 1300-1308)
6. Yahşı Han Bey (1308-1312=4) (Başkenti: Konya)
7. Bedreddin I. İbrahim Bey (1312-1333-21+1348-1349)
8. Alâeddin Halil-Mirza Bey (1333-1348)
9. Fahreddin Ahmed Bey (1349-2.1.1350)
10. Şemseddin Bey (2.1.1350-1351)
11. Hacı Sûfi Burhâneddin Musa Bey (Başkenti: Mut) (1351-1356)
12. Seyfeddin Süleyman Bey (1356-1357)
13. Dâmâd I. Alaeddin Ali Bey (1357-1398)
14. Sultanzâde Nâsıreddin (Gıyâseddin) II. Mehmed Bey (1398-1399-l
15. Dâmâd Bengi II. Alâeddin Ali Bey (1418-1419=l+1423-1424)
16. Dâmâd II. İbrahim Bey (1424-1464)
17. Sultan-zâde İshak Bey (1464)
18. Sultan-zâde Pîr-Ahmed Bey (1464-1469=5)
19. Kasım Bey (1469-1483=14)
20. Turgutoğlu Mahmud Bey (1483-1487=4)

Osmanlılardan sonra Anadolu Türk Beyliklerinin en büyüğü ve devamı olan bu Türkmen Beyliği iki buçuk asra yaklaşan tarihi boyunca yüz bin km2 'yi aşan topraklara hükmetmiştir. Konya, Kayseri, Niğde, Ankara, Nevşehir, Aksaray, Karaman, Mersin ve Kırşehir sahasına yerleşmişlerdir.
Ereğli, Ermenek ve Konya şehirlerini Başkent olarak kullanmışlardır.
 
Selçukluların devamı olma iddiasında bulunan bu beylik, devamlı olarak Osmanlılara karşı çıkmış ve güçlükler çıkarmıştır. Bu uğurda Timur ve Uzun Hasan ile ittifak ederek, Osmanlılara karşı savaşmışlardır. Nihayet II. Beyazıt zamanında 1487' de Karaman oğulları Beyliği ortadan kaldırılmıştır.
Beyliğin kurucusu Nure – Sufi Beydir. Beylerden I. Mehmet 13 Mayıs 1277 ' de “Dergahta ve Bargahta – Mecliste ve Meydanda” Türkçe konuşulmasını ferman etmiş olmasıyla meşhurdur.
Karaman oğlu Mehmet' in oğlu (1464 yılında ölmüştür. ) İbrahim Fatih Sultan Mehmet' in eniştesidir. Fatma Hatundan (Fatma Hatun Fatih Sultan Mehmet' in Kız Kardeşidir.) olan oğlu Pir Ahmet bey dayısına güvenerek ağabeyi İshak beye saldırdı. Osmanlı' nın Venedik savaşlarından faydalanan Pir Ahmet vergisini vermeyip Osmanlıya saldırmıştır.
Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed' i Karaman seferine çıkmaya mecbur etti ve Karaman oğlu Beyliğine bağlı iller Osmanlı Valiliği olmuştur, (1466) bu tarihten 1487 yılına kadar valiliklerini Karaman oğulları yapmıştır.
Karamanlılar Osmanlılar ile yaptığı anlaşma sonucu Selanik' e ve Batı Trakya' ya Karaman ve Civarından Aileleri göndermiş, gönderilme sebepleri ve amaçları; Eğitimci, Zabitan (Polis, Jandarma, Zabıta) ve öğretmen olarak gönderilmişlerdir.
Tarih kitaplarına göre; Selanik'e Konya, Karaman ve Ermenek'ten gidildiği işaret edilmektedir.
Orta Anadolu'nun güneyinde kurulmuş olan Karaman Oğulları, Anadolu Beyliklerinin en kuvvetli ve en önemlilerinden biridir. Karaman Aşireti ve Karaman Oğulları Oğuz ulusunun bir boyudur. Diğer Türkmenler gibi Karamanlılar da XIII. Yüzyılın ilk yarısından itibaren Moğol istilası önünden kaçarak Anadolu'ya gelmiş ve Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat tarafından 1228' de Ermenak vilayetine yerleştirilmişlerdir.
Kara Koyunlu oymağının bir kısmı XII. Yüzyıl ortalarında Maveraünnehr (Nehir Kenarı) ve bir kısmı daKara Koyunlu Devleti'nin kurulduğu sırada Azerbaycan taraflarında görülmektedir. 1228' de Karaman aşiretinin reisi Sadeddin oğlu Nure Sufi' dir. Bunun oğlu da Kerimüddin Karaman' dır. Karaman oğulları isimlerini, mensup oldukları Karaman oymağından almışlardır.
Karaman Aşiretinin yerleştirildikleri Ermenak bölgesi fethedildikten sonra Kamerüddin İli adını almıştır. İlk tarihi şahsiyet olarak görülen Nure Sufi, Karaman ilinde beyliğin kurulduğu tarihlerde dağlardan Larende' ye (Karaman) kömür taşımakla geçinen Türkmenler' de görülmektedir. Türkmenler üzerindeki nüfuzunu artırarak Hıristiyanlar' a ait yerleri bu arada Ereğli'yi elde etmek suretiyle arazisini genişletmiştir.
Karaman oğlu Mehmet beyi affeden Çelebi Mehmet, Karaman oğlu Mehmet Beyin oğlu Mustafa' yı da bir daha Osmanlılar aleyhine hiçbir harekette bulunmamak şartıyla salıvermiştir.
Karaman oğlu Mehmet ; “Mademki bu can bu tendedir, Memleketi Osman'a kata yaramaz nazarla bakmayayım, eğer bakacak olursam Kuran'ı Kerim Benden davacı olsun” şeklinde yemin etmiştir. Yeminden sonra kendisine at, deve, davul ve alem hediye edilmiştir.
Ancak Koyu bir Osmanlı düşmanı olan Karaman oğlu Mehmet bey daha ordugahtan çıkar çıkmaz, ovada otlamakta olan Osmanlıya ait olan atları kendi himayesine katarak Konya' ya doğru uzaklaşmıştır. Kendisine Kuran'ı Kerim üzerine yemini hatırlatılınca “Bu can şu tende durdukça ” sözü ile kendi canını kastetmediğini söylemiştir. Koynunda saklı olan güvercini kastetmiş ve güvercini salıvermiştir.
Karaman oğlu Mehmet beyin bu hilesi bugün hala kullanılmaktadır. “Karamanın koynu, sonra çıkar oyunu” darbımeseli günümüze kadar gelmiştir.
                                      OSMANLI DÖNEMİ (1487-1925)

Osmanlı bayrağı

 

Karaman oğulları ile yapılan anlaşma sonucu Karaman oğulları Beyliği resmi olarak sona erdirilmiş olup yeniden Beyliğin canlanmaması için halkı Muhacir olarak Feth edilen yerlere iskan etmişlerdir. İstanbul Kuşatmasını müteakip, Bizans' a zorluklar çıkartmak isteyen Murat Bey'in emriyle 1423 Mayısı'nda Mora' ya hareket eden Turhan Bey, yanında Osmanlılara tabi Attika Düşesi Antonio I. Accijoli olduğu halde, Teseya' da harekete geçmiş, Kornet Berzahındaki Hexamilion surlarının bir kısmını yıktırarak Mora' ya girmiştir; bu arada Selanik'te kuşatma altına alınmıştır. Bu baskının arttığı bir sırada donanmasını takviye etmek fırsatını bulan Venedik, Nauplion ve Argos'taki kolonilerine, Osmanlılarla savaşabilecek karakterde bir çok savaşçı Arnavut muhacir yerleştirilmiş. Bizans' ın durumundan faydalanarak, Mora Despotluğu' nu ve Selanik' i Venedikliler' e terk etmiştir. (1423) Öte yandan Osmanlıların, uzun süre idaresinde bulunan Selanik (1387-1389 ve 1394-1402) hazineye her yıl 100.00 akçe haraç ödeyen Selanik'in bu suretle el değiştirmesini kabul etmediler. Nitekim, Murada Bey'in vaziyeti izah etmek maksadıyla gelen Venedik elçisine söylediği sözler şayandır; “Selanik, dedem Beyazıt ‘ın hükümranlığı altında bulunmuş bir şehir olduğundan, burayı mevrus Ülkem addederim. Bu Memleket Bizans'ın elinde kalsa idi, bunu kabul edebilirdim; fakat Latin'lerin, Venediklilerin idare etmesine asla müsaade edemem. Kendiliklerinden gitmedikleri takdirde, ben bizzat gelerek, onları çıkarırım” demiştir.Osmanlıların bu sert tutumu üzerine, Venedikliler, bir taraftan bu oldu bittiyi Osmanlılar' a kabul ettirmek için yılda 2.000 duka haraç vermeyi teklif ediyor, diğer taraftan da Amiral Pietro Loradeno kumandasındaki donanmalarını tehdit maksadıyla, Gelibolu sırtlarına gönderiliyorlardı. Ayrıca, İpsala kalesinde Osmanlılar' a karşı mukavemet eden İzmir Beyi Cüneyd ile münasebetlere girişen Venedikliler, Osmanlılar' a karşı Yıldırım Beyazıt' ın oğlu olduğu iddia edilen bir Düzme Mustafa' yı meydana çıkarmaya çalışıyorlardı. Nitekim, bu Düzme' nin 1425 baharında Selanik' ten çıkarak, Venedik donanması ile işbirliği yapması yüzünden Kassandra ve Kavala Venedikliler' in eline geçerek Balaban Bey, Oğlu İshak ve Burak Bey esir düştüler. Bu suretle başlayan Osmanlı – Venedik savaşı (1425 – 1430) her tarafa yayıldı. Nitekim, Balat ve Ayasluğ' dan hareket eden Türk Denizcileri Venedik' e ait Eğriboz, Modon ve Koron topraklarına akınlara başladıkları gibi, Selanik' ten tekrar çıkış yapan Düzme, Pazarlı ve Saruca Beylere yenilerek kaleye sığındı. Venedikliler, Osmanlılar' ın Tuna üzerinde meşgul oldukları bir sırada, yıllık vergiyi 300.000 akçeye çıkarmak suretiyle yeni bir sulh teşebbüsünde bulundularsa da, bundan bir netice çıkmadı; bununu üzerine siyasi teşebbüslerini daha da genişleterek Macar Kralı ile dostluğu bilinen Karaman oğlu ile münasebete giriştiler; Şahru' un büyük bir orduyla Anadolu' ya doğru yürüdüğü söylentisi üzerine Amiral Mocenigo Ağustos 1429 Gelibolu limanına saldırarak limanı kapayan zinciri kırdı; fakat mağlup olarak geri çekilmek zorunda kaldı. (Çanakkale boğazı Settül Bahir'deki kalenin giriş kapısında bu savaşla ve boğazdan geçecek olan gemilerden vergi alınmasına dair yazı halen daha özelliğini bozmadan Osmanlıca ve Türk'çe yazılı olarak korumaktadır.)
Bunun üzerine; II. Murat (Fatih Sultan Mehmet Hanın Babası) Eylül 1429 Selmas savaşında Kara Koyunlu kuvvetlerini mağlup eden Şahruh'un Herat'a geri dönmeye hazırlandığını öğrenir öğrenmez, 1430 yılı Şubat ayında bütün kuvvetiyle Selanik üzerine yürüyerek, Venedik donanmasının henüz ortalarda görülmediği bir sırada Selanik kalesini kuşatmaya başladı. Bu arada Anadolu Beylerbeyi Hamza Bey, Rumlarla Venedikliler' i birbirlerinden ayırmak üzere giriştiği teşebbüsünde muvaffak olamadı. Fakat ısrarlı hücumlarını devam ettirdi. Nitekim bizzat asker saflarını dolaşarak yağma vaadi ile askeri teşvik eden padişahın gayretiyle girişilen 29 Mart 1430 hücumu çok şiddetli oldu; askerler, büyük bir gayretle Selanik Kalesine ve Kulelerine tırmanarak, damgalı bayraklarını surlara diktiler. Bu son hücum karşısında mukavemet edemeyen Rumlar, mevkilerini terk edip şehrin merkezine doğru kaçmaya başladıkları gibi, maneviyatları bozulan Venedikliler de sahilde bekleyen kadırgalarına çekildiler. Bu suretle kale zapt edilerek pek çok mal ve ganimet ele geçti, pek çok kimse esir düştü. II.Murat Bey'in, Memlüklü Sultanına gönderdiği; “Selanik Fetihnamesinde” Selanik'in İstanbul'un bir benzeri şehir olduğunu, zarar verildiği takdirde çok şiddetli savaşlar yapılacağı söylenmektedir. Bu Fetihnameden sonra Selanik'e çok sayıda Müslüman Türk Muhacirler yerleştirilmişlerdir. Balkanların Fethinde önemli bir yer tutan Vardar, Selanik'in Fethinden sonra yerini Selanik'e bırakmıştır. Balkanlarda yapılan bütün savaşlarda Selanik geçiş yeri ve üs olarak kullanılmıştır.

CUMHURİYET DÖNEMİ VE GÖÇ ( 1922 – 1930) 

Batı Trakya Türk Bayrağı TÜRK BAYRAĞI

Yunan ordusu Kurtuluş savaşında, Türk ordusu karşısındaki yenilgisinin ardından. Türkiye' de yaşayan Rumlar, bir ay gibi kısa bir süre içerisinde, Türkiye' den ayrılarak göç eden Rumların sayısı 650.000 dir.
Bu sayı 1922 yılının sonuna dek 1.000.000 u aştı. Türkiye den giden Rumlar ayrıldıkları yerlerde önemli nüfus azalmasına, gittikleri Yunanistan' da ise nüfus yoğunluğuna sebep olması sonucu Türk' lere karşı yoğun bir baskı oluşturmaya başladılar.
Rumlar Lozan anlaşması imzalanmadan istedikleri bir mevsimde göç ettiklerinden dolayı avantajlı duruma geçtiler.
Mübadeledeki belirtilen 2. maddeye göre İstanbul' da yaşayan Rumların göç ettirilmemesi gerekmektedir. Türkiye tarafından göç etmeleri için baskı yapılınca, Türkiye savaşı kazanmanın verdiği heyecanla mübadele edilecek kişilerle ilgili alt yapıyı henüz hazırlayamamıştır.
Türkiye den giden Rumların bıraktıkları mallara yerleşik düzende ikamet edenler el koymuş taksimatta bu mallar iskan edilenlere verilmiş fakat tarla, bağ ve bahçeyi işleyen kişileri buralardan çıkartmak imkansız olmuş, güvenlik güçleri bu olaylara müdahale etmemiş veya yetersiz kalmıştır.
Yunanistan' ın savaş sonrası düştüğü ekonomik ve siyasi buhranlara paralel olarak Türkiye den giden Rumların iskan sorunları sonucu Türklere komşu olan İl, İlçe Kasaba, Köylerdeki Rumlar Türkler'e zulüm ve baskı yapmaya başlamıştır.
Bazı yerlerde ise küçük gruplar halinde Rum çeteleri kurulmuş, çeteler baskınlar yaparak insanlara eziyet mal ve mahsullerde ise talan yolunu seçerek yıldırma ve sindirme sonucu bulundukları yerleri terk etmeleri için tüm çabalarını göstermişler.
Büyüklerimizin anlattıklarına göre baskılar o kadar arttıki çete kuran eşkiyalar geceleri evlerin bacalarından evlere baskınlar yapmaya başladılar kapılar kırıldı ahırlardan canlı hayvanlar sürüler halinde çıkartılarak götürüldüğü zamanlar olmuştur samanlıklar lodolar yığma yoncalıklar ateşe verildiği anlatılırdı bu olayları anlatan büyüklerimiz hala o günleri yaşar gibi heyecanlı ve gözü yaşlı olarak anlatırlardı.
Türklerin en büyük avantajları Rumlar tarafından baskınların yapıldığı köylerin tamamen Türk olması neticesi can kayıpları olmamış veya en az olmuştur. Türk köylüleride zaman zaman nöbetler tutmuşlar devriye gezmişler baskınlara karşı çeşitli tedbirler almışlar.
Buralarda yaşayan Türkler baskılara en fazla bir yıl dayanabildi, baskılar o kadar fazlalaştıki bazı köylüler kış şartlarında göç etmek zorunda kalırlar.
Bu baskılar, pek çok Türk'ün beyanname almasına fırsat kalmadan yollara düşmelerine sebep olmuştur.
Yunanistan Türklere baskı yapmaya başlar taşınır ve taşınmaz bütün malların satışına müsaade edilmediğinden dolayı herkes mağdur olmuş varlıktan darlığa düşmüşler. Yunan askerleri tarafından değerli eşyalarına ve paralarına el konulmuştur sonuçta herkes aynı kaderi paylaşmıştır.
Önemli sayıdaki Türk yok denilecek bir para karşılığında mallarını Yunanlılara satmışlar yada Yunan hükümeti tarafından bütün mal varlıklarına el konulmuştur. Bu olaylar karşısında bütün haklarından vaz geçerek bir an önce Türkiye ye gitme çabasına düşmüştü.
Bu şekilde yollara dökülenlerin önemli bir kısmı ise, Yunanistan' daki mal varlıklarını gösteren tapu belgelerini bile yanlarına alamadan evlerinden atıldığından, Türkiye ye geldiklerinden gerçek mal durumlarını gösterecek geçerli belgelerden yoksun kalmışlardı.
Bazı aileler ise mal bildirim beyannamesi doldurma imkanı bulmadığı gibi, malına emsal gösterecek hiçbir türlü ilam, senet,ferman ve belge elde edememiştir.
İskelelerde oluşturulan komisyonlar tarafından göçe tabi tutulan Türklerin meslek grupları kayıtları yapılmaktadır.
Çünkü gelen kişiler mesleklerine ve becerilerine göre ;
Mübadele, İmar ve İskan Vekaleti (Bakanlığı) tarafından Muhacirlerin iskan edilecek illeri göçün kolay yapılacağı sahile yakın yerler, zirai faaliyet alanları ve verimlilik sırasına göre yapılmıştır. Göç yapılacak iller özelliklerine göre sıralanmıştır.
1- Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Amasya, Tokat, Çorum,
2- Edirne, Tekfurdağı, (Tekirdağ) Gelibolu, Kırkkilise, (Kırklareli) Çanakkale,
3- Balıkesir,
4- İzmir, Manisa, Aydın, Menteşe,
5- Bursa,
6- İstanbul, Çatalca, Zonguldak,
7- İzmit, Bolu, Bilecik, Eskişehir, Kütahya,
8- Antalya, Isparta, Burdur,
9- Konya, Niğde, Kayseri, Aksaray, Kırşehir, Adana, Mersin, Silifke, Kozan ve Kahramanmaraş,
Bazı küçük gruplar veya aileler komisyona haber vermeden değişik illere gitmişlerdir.
Mübadele yapılırken göç edenleri meslek gruplarına göre yerleşim yerleri seçilmiş olup göçteki zamanlama hataları nedeniyle ekim, dikim ve hasat bir yıl boşa gitmiştir. İskan edilen bölgelerde ise üretim iki veya üç misline çıkmıştır. Göç yapılan illeri Komisyon belirlemekte ilk göç İstanbul Çatalca ya yapılmıştır. Buraya iskan edilen aileler Samsuna gemi ile götürülmek istenir, fakat Çatalca ya yerleşen aileler ulaşım ve iş imkanı açısından burada kalmak istemişler ama Komisyon kararlarında aileler kendi istedikleri yerde kalamayacakları için jandarma zoru ile götürülmüşlerdir.
Yunan kamuoyunda Türkiye ye gidecek olan ailelerin hiçbir ekonomik ve tarımsal değeri olmayan yerlere yerleştirilecektir söylentileri, daha gemiye binmeden ailelerin bölünüp parçalanmasına sebep olmuştur.
Bu söylentilere inanan Türkler farkında olmadan veya bilerek yanlış gemilere binince Türkiye de verilecek olan haklarını kaybetmişler. İskan edileceklerin isim listesi görevli kişilerce gemi personeline verilmektedir. Menkul ve gayrimenkul dağıtımları hazırlanan listeye göre yapılmakta yanlış gemiye binen kişilere hiçbir türlü mal dağıtımı yapılmayacaktır.
Yanlışlık sonucu mağdur olan aileler bu haklarını geri almak için uğraşırken bazı açıkgözlerin tuzağına düşüp ellerindeki üç beş kuruşunu çarptırmışlar.
Selanik ve çevresinden 1924 yılı ekim ayının sonuna kadar 99.720 kişi göç etmiştir. Fakat Selanik ve Epir de birer komisyon kalmıştır. Bunun sebebi özel sorunları nedeniyle geciken aileleri beklediler 1925 yılının ilk aylarında göç edecek kişi kalmadığı için komisyonun görevi bitmiştir.
Mübadele, İmar ve İskan Vekaletinde görev yapan bakanların isimleri şöyledir:
•  Mustafa Necati Bey 
•  Celal Bayar 
•  Rafet Canıtez 
Bakanlık süresince Mustafa Necati beyin çalışmaları takdire şayandır.
Mübadele, İmar ve İskan Vekaleti 11.12.1924 te 529 sayılı yasa ile kaldırıldı. Dahiliye Vekaletine (İçişleri Bakanlığı) bağlı İskan Müdüriyeti Umumiyesi kuruldu ve Müdürlüğe Ömer Lütfi Bey getirildi.
Göç esnasında İstanbul ve civarına gidenler için kişi başına 400, Karadeniz, Mersin ve çevresi için 600 kuruş, koyunlardan 100 – 150, sığırlardan ise 400 – 500 kuruş nakliye ücreti alınmıştı. Kişi başına 150 kg. a kadar yük getirebilecek ve yük için ayrı bir ücret alınmayacaktır.
Vapurlardan indirilen kişiler 3 gün süreyle misafirhanelerde kalabilecek, bu süre içerisinde sabahları çay, akşamları etli çorba verilmekteydi.
Mübadelenin başlamasında bitimine kadar geçen süre içinde hakkın rahmetine kavuşanların sayısı 3.819 kişidir.
“Çoğu yerlerdeki misafirhane diye camları ve kapıları kırık okullara birbirilerinin üzerine istif edercesine yerleştirildiler.”
Bu elim vaziyete düştükten sonra ses çıkarmamak en büyük günahtır ne oluyor da bu zavallı kardeşlerimizin düşman elinden kurtardıkları üç beş parça eşyanın telef olmasına nasıl olurda meydan veriliyor.
(5 mart 1924 Ahenk Gazetesi bu haberi verince bazı yazarlar büyük tepkiler göstermişlerdir.)
Üç gün sonra iskan edilecekleri yöreye doğru yola çıktığında, yol için büyüklere 900 gr. Ekmek, katık olarak bir miktar peynir ve zeytin. Emzikli annelere ve çocuklara ise yeteri kadar şekerli süt. İskan edilen aileye ise iki ay yetecek süreyle un ya da ekmek veya bunların karşılığı para veriliyordu.
Rezaletin, açlığın, kıtlığın ve sefaletin diz boyu olduğu bu dönemde içler acısı bu durumları görenler ayni ve nakdi yardımlarda bulunmuşlar.
Değişik şehirlerde kampanyalar düzenlenerek çeşitli yardımlar toplanmıştır.
Halkın büyük katılımı ile toplanan aynı ve nakdi yardımların toplanması ve dağıtılması Hilali Ahmer Cemiyeti (Kızılay) tarafından yapılmaktadır.
Halkın yardımlarının yanı sıra, Uluslar arası yardım örgütü olan Salib-i Ahmer'in ve İslam topluluklarının da yardımına baş vuruldu. Hilali Ahmer Cemiyeti nin çabalarıyla, TBMM adına bir beyanname düzenlendi, birkaç dile çevrilen bu beyanname M. Kemal Paşa'ya da imzalattırıldı.
Böylece yardım çağrısı, Meclis Başkanlığı düzeyinde bir çağrı niteliği aldı “Gazi Mustafa Kemal Paşa' nın Alem-i İslam'a Hitabesi” başlığını taşıyan beyannamede “Altı yüz bini geçen kardeşleri Türk toprağına kavuşturmak, ızdıraplarına, sefaletlerine son vermek pek büyük bir iştir. Türk Milletine kafi değildir.” Deniliyordu. “Bu insanlara yardım etmek bir dini vecibedir” sözleriyle beyanname bitiriliyor.
Üçer kişilik ekipler Mısır ve Hindistan dan yardım almak için giderler fakat sadece Hindistan dan 6,974 lira yardım gelir. Yardımların toplam tutarı 1.020.726 lira olmasına karşın Mübadiller için toplam 616.767 lira harcanmıştır.
Yardımlaşmanın güzel örneklerinin yaşandığı bu dönemde göç eden kişi sayısı fazla olduğundan sadece aç ve açıkta kalınmamıştır. Ulaşım ve haberleşme imkanlarının az olması çeşitli aksaklıklara sebep olmuştur.
Halbuki Mübadele İmar ve İskan Vekili (Bakanı) Mustafa Necati Bey çok kesin talimatlar vermesine karşın çok büyük hatalarla, hastalıklarla ve ölümlere karşılaşılmıştır.
Kış şartlarında gelindiğinden dolayı 1922 nin Aralık 1923 ün Ocak ve Şubat aylarında çok şiddetli kış yaşanmıştır. Belirli bir süre kamp olarak kullanılan gemi barınaklarında ve okullarda kış şartlarında kalınmıştır, şartların çok olumsuz olması sebebiyle ölen kişi sayısı had safhaya ulaşmıştır.
Bu zaman içerisinde Aileler hayatta kalabilmek için ellerindeki para, altın ve satılabilir mal ne varsa hepsini satıp harcamak zorunda kalırlar.
Kamp süresince salgın hastalıklar başlamış Komisyon tarafından Doktor, Hemşire gibi sağlık hizmetleri için para ve kontenjan ayrılsa da rüşvet adam kayırma devreye girdiğinden dolayı rezalet ve sefalet diz boyudur.
1924 yılının kasım ayından itibaren Muhacirlerin perişanlığı hat safhaya ulaşmış, soğuk mevsimde zor şartlarda yaşantı sürerken büyük bir çoğunluğu sıtma hastalığına yakalanmıştır. Gazetenin birindeki haber bu durumu gözler önüne sermektedir.
Her gün kucakta, koltukta, tahta parçası üzerinde, tabutta götürülen masum çocukları görüp te yüreğimizin sızlamaması mümkün değildir. Öyle had safhaya ulaşmıştır ki ölüm oranı % 50 ye kadar yükselmiştir. Bazı bölgelerde ölüm oranları büyüklerdede bu orana yakındır.
“Memleketimize imar ve iskan için getirdiğimiz bu bi çare kardeşlerimize Hükümetimizin ciddiyetle alakadar olmasını isteriz. Muhacirlerin hali pek ağlanacak durumdadır.
İskan mıntıkalarının hepsinden şikayetler yükseliyor. Ne yapılacaksa yapılmalı. Bir sene sonra muhacir mezarlığından başka, Memlekette muhacir varlığı kalmaz.” (Haber Gazetesi 17 Eylül 1924)
Olumsuzluklar o kadar değişik ve farklıdır ki Türkiye den giden Rumların bırakmış olduğu bağ, bahçe ve ekilebilir alanlar Muhacirlerin ihtiyacını karşılamamaktadır. Çünkü Rumlar esnaf, sanatkar veya bağcılıkla geçimini sağlamakta ancak % 30u tarımla uğraşmakta iken Müslümanların % 90 a yakını tarımla geçimini sağlamaktaydı.
Rumların bıraktıkları evler bir yıl süre ile boş kaldığından çoğu ev bakımsızlıktan veya talan edildiğinden dolayı yıkılmış, harap olmuş buralara yerleştirilen aileler kapısız, penceresiz ve yıkılmış duvarlı evlerde ikamet edilmişler hatta bazı evlerde iki aile birden oturtulmuştur.
Bazı aileler yerleştirildikleri yerlerde bağ ve bahçe getirisi kendilerine yetmeyeceği düşüncesiyle yer değiştirmişlerdir.
Aslında 1913 tarihli “Muhacir Nizamnamesi” ndeki kendilerine tanınan hakları bilmiş olsalardı devlet tarafından üretici duruma geçirilmek için parasal kredi, üretim aracı, teknik bilgi, teknik elemanlardan yararlanma hakkını bilememişler . halkın % 90 ının tarımla uğraşması okur yazar oranının düşük olması sebebiyle çıkartılan kanun, tebliğ, duyuru v.b. haklardan haberdar olamamışlar.
Muhacirlere mal dağıtımına dair 6 Temmuz 1924 tarihinde “Emval-i Gayrimenkule-i Metrukenin Kanunen Hakkı- İskan-ı Haiz Muhacirine Tevziine Mübeyyin Talimatnamenin Mer'iyete Vazına Dair Talimatname” yayımlandı. Talimatnameye göre Rumlara ait tapusu olmayan yerleşim yerlerinin 1/10.000 ya da 1/20.000 ölçekli krokisi çizilmesine dağıtılacak topraklar talimatnameye göre adil bir şekilde yapılacaktır.
Tarla, bağ ve bahçelerin verimlilik durumu ne kadar nüfusu besleyeceği hesabı yapıldı. Arazi niteliklerine göre verimli, orta verimli ve verimsiz arazi olarak sınıflandırıp dağıtım işi kura ile yapılmasına karar verildi.
Kuralar Komisyon üyeleri ve İhtiyar heyeti aracılığıyla yapılmaktadır. Ortalama 5 nüfustan oluşan bir aileye verimli arazi için en az 50 dönüm en çok 75 dönüm, orta verimli araziler için en az 75 en çok 100 dönüm, verimsiz araziler için en az 100 en çok 140 dönüm arazi veriliyordu. Bu gruplardan yalnız birinden arazi veriliyordu. Köyümüzde bunun örnekleri görülmektedir. Talimatnameye göre dağıtım yapıldıktan sonra eğer geriye kalan arazi var ise orantılı olarak toprak dağıtımı tamamlanmıştır.
Talimatnamede her aile için harman yeri ayrılması imkanı yoksa, komisyonun köy nüfusunun ihtiyacına uygun yerlerde ve yeteri oranda ortak harman yeri ayırmasını şart koşuyor, bunu köy adına kayıt yapıp, köyün malı olarak vermeyi uygun görüyordu.
İskan edilirken kişilerin Komisyona ibraz ettikleri mal beyanı veya sözlü beyanları üzerine mal taksimatı yapılmış olup çoğu ailenin bu olaydan haberi yoktur.
Türkiye' den giden Rumlar' ın bıraktıkları mallara yerleşik düzende ikamet edenler el koymuş taksimatta bu mallar iskan edilenlere verilmiş fakat tarla, bağ veya bahçeyi işleyen kişileri buralardan çıkartmak zor bazen' de imkansız olmuş, güvenlik güçleri ilk zamanlarda bu olaylara müdahale etmemiş veya yetersiz kalmış tabii ki mağduriyet daha da artmıştır.
Bazı aileler haber vermeden yer değiştirmek zorundadırlar çünkü Bazı gemiler küçük olduğundan ve gemilerin gittiği limanlar farklı olduğundan dolayı, gemilere binerken aileler parçalanmıştır. Baba İstanbul'a kızı Samsun'a gönderilmiştir.
Mübadele anlaşmasındaki 8 – 9 ve 11 maddelerdeki beyanlara göre mal verileceğinden dolayı çoğu muhacirler bu maddelerden ve komisyon kararlarından haberleri yoktur.
“Komisyon başkanının 1922 yılındaki gazetelere verdiği demeçlerde bu aksaklıkları dile getirmiş ve aksamaların önüne geçemediklerini belirterek göçün çok kısa bir zamanda ve tahminlerimizden daha zor şartlarda gerçekleşmiştir.” Bu ifadeleri kendi akrabalarımız ve büyüklerimiz zaman zaman hatıralarında dile getirmişlerdir.
Gelinen bölgelerin hepsi ziraat açısından hayat standardı yüksek olan bir yöre olmakla beraber 500 yıllık bir yerleşik düzenden dolayı yeteri kadar veya daha fazlası ile nakit ve gayrimenkul elde edilememiştir.
Muhacirlerin malların satmaları ve başka şehirlere göç edebilmeleri 7 Nisan 1926' da çıkartılan bir yasa ile serbest bırakılmıştır.
Bu yasanın çıkışından sonra bir çok karışıklıklar meydana gelmiş çoğu araziler tapusuz olduğundan dolayı yer değiştiren kişilerin malları açıkgöz ve kurnaz kişilerin ellerine geçerek hakkı olmayan malları kendi zimmet zilliyetliklerine geçirmişlerdir.
Komisyonun belirlemiş olduğu illerde, ilçelerde, mahalle veya semtlerde bir birine yakın yerlere yerleştirilmeyen aileler, göç ettikleri yerlerin örf adet ve geleneklerini unutmuş bulunduğu yörenin yaşam şartlarına ayak uydurarak geçmişe ait izler kalmamıştır.
Kayseri, Sivas, Yozgat, Niğde v.b. illerde binlerce Muhacir olmasına karşın ortak karar, birlik ve beraberlik örnekleri görülememektedir.
Fakat köyümüzün % 95' ine yakın bir bölümü Selanik ve civarından geldiklerinden dolayı aileler arasında örf, adet ve geleneklerinde farklılıklar yoktur.
1923' te yapılan Lozan Barış Anlaşmasından sonra göç eden ailelerimizin geçmişine bakıldığında Hafız, Hoca yada aile boyu Kuran-ı Kerim okudukları görülmektedir. 1442' den 1922' ye kadar 500 yıllık sürede Osmanlının öncü kuvveti, ileri karakolu, yaşam biçimleri, çalışkanlıkları ve barışçı olmaları nedeniyle bulundukları yörelerde iç huzursuzluk yaşanmamış ve yurt bildikleri yerleri imar etmişler başarılı olmuşlardır.
Yöneticilik sıfatı taşımışlar çoğu zaman bulundukları yerlerde yöneticilik ve eğiticilik yapmışlardır. İslamın güzelliklerini yaşamışlar ve yaşatmışlar.
Osmanlıya yapılacak olan ilk saldırının kalkanı, baskın ve isyanlara karşı muhafız olarak görev yapmış bir topluluğuz 800 ila 1.000 yıllık bir süreçte hayat hep sürgün ve göçlerle geçmiştir.
Büyüklerimiz yaşadıkları olayları ağlayarak anlatırlardı, anlatılan olayları ne yazık ki kayıt altına almadığımızdan dolayı şimdi bizlere hikaye gibi gelmekte ve hatta ikinci kuşak nesilden dinlerken eksik bilgiler aktarılmaktadır.
Eksik bilgi dinlememize rağmen günümüzde yaşanan bu tür olayları televizyonlardan ve basından izlerken, Bosna' da, Türkistan' da, Filistin' de, Irak' ta, Karaçi' de Çeçenistan' da v.b yerlerdeki vahşet görüntülerini üzülerek hayret ve nefretle seyrederken, lanet okuyoruz.
Bu günün şartları 1922 yılının şartları kadar ağır olmamasına rağmen yinede izlerken çok etkisinde kalmaktayım, kıyaslama yaparken dedelerimizin yaşadıkları olayların daha zor olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.
Bazı aileler altın ve paralarını gemilerde veya diğer yolculuklarında el konulduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır.
Dedelerimizin yaşamış oldukları acıları ALLAH bir daha yaşatmaz inşallah. Göçten önceki yaşantı ve gelir seviyesi ile karşılaştırıldığında ne yazık ki bu günün şartlarındaki bir Karacaören olmaması gerekir Mübadeleden önceki hayat şartları ve gelir seviyesi yüksek herkesin mal varlığının yerinde olduğu büyüklerimiz tarafından anlatılan bir gerçektir. 
Çevre köylere göre Almancımızın ve yeteri kadar zenginimizin olmaması nedeniyle, köylülerimizin gelir seviyesi istenilen ve arzu edilen düzeyde değildir.
Bunun en belirgin örnekleri köyümüzde modern görünümlü evlerin az olması, sosyal faaliyetlerimizin arzu edilen düzeyde olmamasıdır. Fakat köyümüz insanlarının birbirine tutkun olması, köyümüzde nizah ve dövüşün olmaması bizleri daha da birbirimizi sevmemize, kalkınmışlık düzeyimizi en üst seviyeye çıkartmamız gerekir.
Son seçimlerde (2003) eski Yunan Dışişleri Bakanı Papandreu' dan Batı Trakya' da Türklere çok baskı yaptıklarını basının önünde söylediğini bütün dünya biliyor.
Hala Müslüman halk kendi Müftüsünü seçemiyor ve camisi olmayan tek Avrupa başkenti' de Atina' dır.
Köylülerimiz bir birinde hata aramayacak herkes birbirine yardımcı olacak ve istenilen gelir seviyesine ulaşılacak inşallah olmaması için de bir sebep yok. Toplum olarak genelde çalışmayı seven bir topluluğuz.
Civar köylere bakıldığında veya sorulduğunda örnek köylerden bir köy oluşumuz bizi bu istenilen düzeye yeniden yükseltmemesi için bir sebep yoktur